Atasözleri ve Anlamları

Atasözleri ve Anlamları

Adam olana bir söz yeter:

Dürüst, anlayışlı ve iyi ahlâklı kimselere bir şeyi bir defa
söylemek yeterlidir. İstenileni yapmak için tekrar tekrar ikaz etmek
zorunda kalınan insanlarda akıl, ahlâk veya kişilik yönünden eksiklik
var demektir. Bir konuda anlayışsızlık göstermek art niyet
belirtisidir.

Bir kimseye bir iş yaptırmak bir öğüt vermek veya doğru yolu
göstermek hususunda yakınırken söylenir.

Az söyle, çok dinle:

Konuşmak insanoğluna bağışlanan nimetlerin en büyüklerindendir. Buna
rağmen yerinde ve uygun konuşma, herkesin başaramadığı bir meziyettir.

Sözün en güzeli, az ve öz olanıdır. İnsanın karşılaştığı kötü
durumların pek çoğu dili yüzündendir. Çok konuşan çok hata yapar. Sırf
konuşmuş olmak için veya gereksiz yere konuşanların başı dertten kurtulamaz.
Oysa az konuşup çok dinlemenin pek çok yararları vardır. Gerekmedikçe
konuşmamak bir saadet, çok dinlemek de bir erdemdir. Herkesin bu kurala
uyması gerekir.

Çok konuşanlara tembih, yetişme çağındaki insanlara tavsiye için
söylenir.

Büyük lokma ye (de) büyük söyleme:

Başkalarını eleştirirken onları kınamamak gerekir. Eleştiriler
genellikle yapıcı olmalı, hele hele kendimizi eleştirilen kişiden asla
üstün görmemelidir. Büyük konuşmak insanın değerini azaltır. Kaldı ki
başkalarını kınayan kişi çok zaman aynı duruma kendisi de düşmüştür.
Ayıplamak, ayıplanan durumu davet etmek gibidir.

Kendilerini üstün görme çabasıyla başkaları aleyhinde atıp
tutanlara bir tembih sözü olarak söylenir.

Derdini söyleyemeyen, derman bulamaz:

Çaresizlik içinde bocaladığımız birçok durumlar vardır ki
başkalarına açılamadığımız için bir çıkış yolu bulamayız. İnsanın tek
başına halledemeyeceği müşküller olabilir. Bu durumda bize yardımı
dokunabilecek birisine müracaat etmek kaçınılmazdır. Aksi takdirde içe
gömülen dertler, kişileri ruh bunalımlarına sürükleyebilir.

Zor anlarda bir yol gösteri aramanın gerektiğini vurgulamak için
söylenir.

Dil epsem (olsa), baş esen (olur):

(Epsem: Suskun)

insanların başına gelen felâketlerin pek çoğu, dillerini
tutamadıklarındandır. Her şeyi her yerde söyleyen densiz ve gevezeler
elbette birtakım şimşekleri üzerlerine çekerler. Diline hakim olamayan
kişi de elbette kötü uygunsuz sözlerinin cezasını görür.

(Ayrıca . Bülbülün çektiği dili belâsıdır.)

konuşurken düşünmek ve temkinli davranmak ile ya hayrı konuşmak
veya susmak gerektiğini anlatır.

Dilin kemiği yoktur:

Kişiler değişik zamanlarda apayrı fikirleri savunabilir; bugün kara
dediklerine yarın ak diyebilirler. Konuşmak kolaydır, atıp tutmak da.
Ama iş icraata gelince söyleneni yapmak güçleşir. Hele hele kötü sözler
söyleyip tehditler savurmak asla hoş görülmez.

Uygunsuz ve kabul edilemeyecek sözler söyleyen kişiler hakkında
kullanılır.

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar:

Toplumlar genel eğilimlerine göre sosyal hayatlarını düzenlerler ve
toplumun genel gidişatı bireyleri de etkiler. Herkesin yalancı,
düzenbaz, ahlâksız olduğu bir toplumda birilerinin dürüst, doğru ve iyi
olması hazmedilemez. Daima hakkı, haklıyı gözeten doğruyu söyleyen
böyle kişiler, başkalarının çıkarlarına engel oldukları için
dışlanırlar ve zulüm görürler. Ne olursa olsun doğrudan ayrılmamak
gerekir. Başkaları bana zarar verir korkusuyla gerçekleri söylememek,
toplumları yıkan en kötü hastalıktır.

Hak’tan yana olup doğruyu söylediği için zarar gören insanları
teselli amacıyla söylenir.

Doğru söz acıdır:

Kötü davranışları alışkanlık edinen ahlâksız insanlar bile ahlâklı
ve dürüst olmayı ister, böyle görünmeye can atarlar. Çünkü çıkarları
bunu gerektirir. Bir gün birinin çıkıp onlar hakkındaki gerçekleri
bütün çıplaklığıyla söylemesi onlara çok acı gelir. Ancak yine de doğru
sözü söylemekten kaçınmamalıdır.

Menfaate dokunan gerçeklerin söz konusu edildiği zamanlarda
söylenir.

Doğru söze ne denir!..

Gerçekler yorum kabul etmez. Onlar hakkında art niyetli söylenecek
her söz sahibine zarar verir. Bu bakımdan doğru, mantıklı ve güzel
çözümler getiren sözler tartışılamaz. Atasözleri buna misaldir; aksini
söylemek pek mümkün değildir.

Doğru bir sözü kabullenmek gerektiğini tavsiye için söylenir.

Doğru söz yemin istemez:

Yemin, bir sözün doğruluğunu ispatlamak üzere çok gerekli hâllerde
başvurulan bir ahittir. İnsanlar yalan söylemedikleri zaman yemine
ihtiyaç kalmaz. Bu bakımdan Türk-İslâm töresinde yemin hoş
karşılanmamaktadır. Doğru söz, başka olaylarca da desteklenir. Oysa bir
sözün yalan olması, ilgili olaylarla da ortaya çıkabilir. Bu bakımdan
asla yemine ihtiyaç duymayacak kadar dürüst olmak gerekir. Zira
sözlerini yemin ile kuvvetlendirmek isteyen kişilere şüpheyle bakılır.
Kendisine saygısı olan insanlar ise zaten yemine ihtiyaç duymazlar.

Bir sözün doğru olduğunu ispatlayan belirtilerin ortaya çıkması
üzerine söylenir.

Dost acı söyler:

Kişiler arasındaki ilişkilerde bazı kusurları yüze vurmak tarafları
incitebilir. Bu sebeple aralarında sıkı dostluklar bulunmayan insanlar
hem karşısındakini kırmak ve utandırmamak, hem de kendisini
eleştirdiğini gösterip de düşmanlığını kazanmamak için onun kusurların
görmezden gelirler. Oysa gerçek dostlar, karşılarındakinin iyiliğini
istediklerinden her türlü eleştiriyi yaparlar. Ta ki dostu kusurlarını
düzeltsin ve başkalarına karşı eksikli olmasın. Ama gerçekleri söylemek
kişilere ağır geldiği için bir dostun eleştirel sözleri acı kabul
edilir. Unutmamalıdır ki yapıcı acı söz, boş iyi sözden üstündür.

Kişiler, iyiliklerini düşündükleri dostlarını tenkit ederken, bu
atasözüyle fikirlerini kuvvetlendirirler.

Gafile kelâm, nafile kelâm:

Çevresinde olup bitenlerle ilgilenmeyen veya ilgilenmek istemeyen
kişileri o konuda uyarmak boşunadır. Zira onlar ileriyi görmemekte
direnir ve olaylar karşısında gaflet gösterirler. Bu bakımdan
kendilerini uyarmak için söylenen sözler hep boşa gider, işe yaramaz.

Laf anlamamakta ısrar edenler hakkında söylenir.

Hayvan koklaşa koklaşa; insan söyleşe söyleşe:

Hayvanların tanışma ve yakınlıkları içgüdüsel olarak koklaşa koklaşa
sağlanır. İnsan ise akıllı bir varlık olup bunu söz ile ifade eder.
Dolayısıyla insanların yakınlıkları konuşarak sağlanır. Birbirini
anlamayan kişilerin beraberlikleri mümkün değildir. Zira insanları bir
arada tutan en önemli unsur fikir birliğidir.

Sosyal ilişkilerde diyaloğun önemini vurgulamak için söylenir.

İki dinle bir söyle:

Çok konuşmak kişilerin başına pek çok zararlar açabilir. Yanlış,
yalan, uygunsuz sözler ancak çok konuşan veya konuşmayı çok seven
kişilerde bulunur. Oysa az, öz ve kısaca konuşarak meramı anlatmak
ideal bir yöntemdir. Az konuşmak, düşünerek ve yerinde konuşmak
demektir. Aceleci davranıp hazırcevaplık taslamak iyi değildir.
Karşımızdakini dinlemek ona bir şeyler anlatıp durmaktan elbette
iyidir.

Çok konuşup başkalarını rahatsız edenler veya terbiye çağındaki
kişilere tavsiye için söylenir.

İmam bildiğini okur:

Cami ne kadar büyük olsa; imam (yine) bildiğini okur.

İyi nasihat verilir; iyi ad verilmez:

Herkes başkalarına güzel öğütler verebilir. Ama hiç kimse bir
diğerine güzel bir nâm kazandıramaz. İyi isim, kişinin kendi gayretiyle
kazanılır. Kişileri doğru yola çağırmak mümkündür; ama hareketlerini
tayin etmek, sözlerini ve davranışlarını, huylarını belirlemek mümkün değildir.

İyi bir kişi olmak hususunda, herkesin kendisinin gayret
göstermesi gerektiğini vurgulamak üzere söylenir.

Kadı anlatışa göre fetva (hüküm) verir:

Birden fazla kişiyi ilgilendiren olaylarda herkes kendisini haklı
bulur ve olayı lehine yorumlayıp anlatır. Bu durumda tarafları dinleyen
kişi, eğer olaya şahit olmamışsa, anlatılanlara bakarak hüküm verir. Bu
da çoğunlukla her iki tarafın aynı anda haklı olması demektir. Her ne
olursa olsun gerçekleri saptırarak anlatmamak lazımdır.

Gerçekte haksız olan kişilerin haklı çıkması durumunda olayları
çarpıttıklarını vurgulamak üzere söylenir.

Kara haber tez duyulur:

Kötü bir olayın haberi, olayla ilgili kişilere en kısa zamanda
ulaştırılır ki bir an önce gereken önlemler veya yapılması gereken
işler yapılsın. Buradan hareketle ölüm, kaza, hastalık, belâ gibi kötü
olayların haberleri de hemen yayılır. Aslında kimse böyle bir haberi
duymak istemez. Duyunca da bunun erken olduğunu düşünür.

Kötü bir haberin duyulması üzerine söylenir.

Kem söz (kalp akçe) sahibinindir:

(Kem: kötü)

İnsanlar zaman zaman kötü sözler söyleseler de sonradan bu sözleri
kabul etmek istemezler. Hiç kimse kötü bir şeye sahip olmak istemez.
Dolayısıyla kötü sözler çoğunlukla inkâr edilir. Buna rağmen halk o
kötü sözün sahibini elbette bilir. Bu tıpkı sahte ve geçmeyen paralar
gibidir. Kimse bu paraları kabul etmeyince sahibinde kalır.

Kötü söz ve davranışlardan kaçınmak gerektiğini vurgulamak üzere
söylenir.

Kuru laf (boş lakırdı) karın doyurmaz.

Boş sözün insana hiçbir faydası olmaz. Böyle lakırdılardan ne iyi
bir sonuç alınabilir; ne de o sonuç işe yarar. Söz öncelikle doğru ve
tutarlı söylenmeli, sonra da hareket ve çalışma ile desteklenmelidir.
Aksi takdirde hiç kimse yalnızca konuşmak, atıp tutmakla bir iş
başaramaz.

Boş sözlerle gevezelik edenler için söylenir.

Laf lafı açar (laf da kutuyu açar):

Sözün en etkili ve değerlisi, az ama öz olanıdır. Eğer konuşma
uzayacak olursa, sözden söze geçilir ve hiç ortada olmayan konular
hakkında konuşulmaya başlanır. Belki asıl konuşulması gereken konu
dağıtılmış, unutulmuş bile olur. Keza söz uzadıkça sırlar da yavaş
yavaş açılır ve gizli kalması gereken hususlar ortaya dökülür. Bu
bakından merama yetecek kadar konuşmak en doğru yoldur.

Kısaca, görüşülmesi gereken bir konunun boş lakırdılar ile
uzaması üzerine söylenir.

Lafla peynir gemisi yürümez:

Maksada ulaşmak, ancak çalışmakla olur. Bir kişinin “Şöyle yaparım,
böyle ederim…” diye söylenmesi hiçbir işi hâlletmez. Ancak söylediğini
yapanlar sonuca ulaşır. Aksi takdirde boş laflar, atıp tutmalar ve kuru
övünmeler ile iş yürümez.

Yapamayacağı şeyleri çok kolaymış gibi anlatarak olduğundan
büyük görünmek isteyen kişiler hakkında söylenir.

Lafla pilav pişerse, deniz (dağ) kadar yağı benden:

Söz söylemek, iş görmeye ve başarı elde etmeye yetmez. Çalışarak
hedefe ulaşılabilir. Yoksa söz söylemeye gelince herkes yüksekten
atabilir. İnsanların olduklarından daha üstünmüş gibi görünmeleri
hiçbir işi hâlletmez. Eğer bu tutum geçerli bir yol olsaydı, kişiler
birbirlerinden daha fazla palavra söyleyerek başarılı olurlardı.
Marifet çalışmak, didinmek ve gayret saf etmektedir.

Kuru sözler ile kendini övenlere karşı bir ikaz sözü olarak
söylenir.

Laf torbaya girmez:

Ağızdan çıkan bir sözün hiç söylenmemiş gibi gizlenmesi imkânsızdır.
Onu duyan kişiler üzerinde, iyi veya kötü mutlaka bir etki yapar ve
yayılır. Bu durumda pişman olunan sözler, söyleyen kişilere zarar
verir. O hâlde her sözü düşünerek söylemek, önünün ardını hesap etmek
gerekir. İstenmeyen durumlarla karşılaşmamak için sözlerimize çok
dikkat etmeliyiz.

Söz söylerken iyi düşünmenin ve temkinli davranmanın
gerekliliğini anlatmak üzere söylenir.

Leyleğin ömür laklakla geçer:

Aylak kişiler zamanlarının çoğunu konuşmakla geçirirler. Oysa bu
gevezeliklerinden hiçbir yarar elde edilemez. Bilakis zaman boşa
tüketilmiş, yapılması gereken işler yapılamamış olur. Hiçbir iş
yapmadan ileride yapacağı işleri anlatan; ama hiçbirini yapmaya
yanaşmayan ince insanlar vardır ki başkalarını meşgul etmekten öte bir
meziyetleri yoktur. Bu türden kişilerin çenesine takılarak zamanımızı
boşa harcamamalıyız.

Boş konuşmayı ve atıp tutmayı kendine huy edinen kişiler
hakkında söylenir.

Marifet iltifata tâbidir:

Kişilerin başarıları takdir edildiği ve karşılığı verildiği müddetçe
daha iyi sonuçlar elde edilir ve başarıların devamı sağlanır. Çok
kaliteli bir mal üreten kişi, eğer o mala alıcı bulamıyorsa başarısının
bir anlamı yoktur. Kişilerin yararına kullanılmayan başarılar devamlı
olamaz.

Beceri ve başarıları ödüllendirmek gerektiğini vurgulamak üzere
söylenir.

Muhabbet iki baştan (olur):

İyilik iki baştan olur.

Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz:

İnsanlar enyin olup neyin olamayacağını tahmin edebilirler; ama
bilemezler. Bir şeye daha önceden “Olmaz, imkânsız, gerçekleşemez!”
gibi müdahalelerde bulunmak sakıncalıdır. Çünkü dünyada olmayacak şey
yoktur. En olmayacakmış gibi görünen pek çok olay gerçekleşmiş, hiç
akılda bulunmayan hadiseler vuku bulmuştur.

Umulmadık bir olay, veya bir olayın olmak ihtimaline itiraz
edenlere tavsiye ve ikaz için söylenir.

Söyleme dostuna, o da söyler dostuna:

Güvenme dostuna, saman doldurur postuna.

Söyleyenden dinleyen ârif gerek:

Dinleyen kişiler eğer dikkatle dinliyorlarsa, konuşanın ne demek
istediğini veya sözü nereye getireceğini kolayca anlayabilirler. Öyle
hâller vardır ki bir söz üstü kapalı söylenir. Bu durumda dinleyenin
dikkati başka şeyde ise imajı anlaması zor olur. Onun için bizimle
konuşan kişiyi mutlaka can kulağı ile dinlemeliyiz. Nitekim bu davranış
tarzı bir nezaket kuralıdır. Keza çok konuşmak yerine çok dinlemek de
insanın değerini ve bilgeliğini artırır.

Karşımızdaki kişiyi can kulağıyla dinlemeyi tavsiye veya
anlamamakta ısrar edenleri ikaz için söylenir.

Söyleyene değil, söyletene bak:

Kişiler her zaman konuşmalarını kontrol altında tutamayabilirler.
Aceleci veya fevri davranışlarda ne söylediğimizi bilemeyebiliriz.
Bazen de gerçekten insan hiç düşünmediği bir şeyi söyleyiverir. Hele bu
sözler doğru olması istenen sözler ise, o kişiye bu sözleri Allah’ın
söylettiğine inanılır. İçten ve samimi söylenmiş sözlerin çoğu bu
türdendir.

Söylenmek istenilen hoş bir sözün başkası ağzından duyulması
üzerine söylenir.

Söz ağızdan çıkar (namustur):

Dürüst ve yiğit kişiler ahitlerine sâdık kalır ve hiçbir sözlerini
inkâr etmezler. Daha önce verdikleri sözde durur ve söylediklerini
yaparlar. Yapamayacağı şeyi söyleyen kişi ise insanları aldatan bir
hain demektir. Verilen söze namusumuz gibi sadık kalmalı ve gereğini
yapmalıyız. Çünkü söz ve vaad, namus kadar kutsaldır.

Kişilerin, verdikleri sözde durmaları için ikaz mahiyetinde
söylenir.

Söz gümüşse sükût altındır:

Konuşmak, güzel ve yararlı olduğu zaman en büyük erdemdir. Ancak
bundan da büyüğü susmak ve dinlemektir. Konuşmak kişinin başına olmadık
işler açabilir; ama susmak insanın değerini artırır. Unutmamalıdır ki
kişilerin başına gelen kötü hâllerin pek çoğu dillerini
tutamamalarındandır.

Susmak ve dinlemenin konuşmaktan üstün olduğunu vurgulamak üzere
söylenir.

Söz var, iş bitirir; söz var, baş yitirir:

İnsanlar konuşarak ilişkilerini sürdürürler. Öyle sözler edilir ki
muhatabı etkiler ve ondan umulan davranışı ortaya çıkarır. Ancak yine
öyle sözler vardır ki muhatabı kızdırıp kötü olayların ve felâketlerin
ortaya çıkmasına yol açar. Konuşurken yumuşak, olumlu, ılımlı, tatlı ve
ikna edici konuşmalı; hakaret dolu, ölçüsüz, sert ve kötü sözler
söylememelidir.

Ölçülü ve yapıcı konuşmanın gerekliliğini vurgulamak için
söylenir.

Sükût ikrardan gelir (sayılır):

(İkrar: Bir şeyi kabul ettiğini söylemek)

kişilere yönelik teklif ve suçlamalarda suskun kalmak,
söylenilenleri kabul etmek demektir. Suçlandığımız şeye itiraz
etmiyorsak o suçu üstlenmiş sayılırız. Keza görüş bildirmemiz gereken
bir hususta susuyorsak karşımızdakinin görüşünü benimsemiyoruz
demektir.

Konuşulanlar karşısında sessiz kalmayı yeğleyen muhatap hakkında
söylenir.

Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır:

Tatlı dil ile söylenen her söz mutlaka etkisini
gösterir ve kişileri istenilen hedefe ulaştırır. Tatlı söz, güzel huy
ve güler yüz, herkesi meftun eder. Acı sözler ile kırıcı davranışlar ve
kötü huy ise insanları olumsuz yönde etkiler, olacak işleri olmaz
kılar. Acı sözler ile hiçbir hedefe ulaşmak mümkün değildir. Yer,
zaman ve kişilere uygun tatlı dil ile insanlara her şey
yaptırılabilir. Bunun için herkes tatlı dili huy edinmelidir.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Güzel Sözler